Saturday, 6 February 2010

Gün 12 - 13 Ocak 2010

0515 kalkis, herhalde ilacin etkisiyle olacak, düne göre daha iyiyim. 0600’ya kadar tras, postal boya, yatak yap vs. 0600’da kahvalti (peynirli sigara böregi, kasar, 3 siyah, 3 yesil zeygin, ufak kutuda tahin pekmez, cay). 0630’da mintika temizligi, ama tabii hava daha agarmadigi icin öyle geziniyoruz. 0700’de silah alimi, 0730’a kadar ictima sahasinda bekleme. 0800’de bölük komutanina tekmil, akabinde uygun adim talim sahasina gidis.

Bugünden itibaren mekanik nisancilik egitimine basliyoruz. Yarim saate yakin silahla saga-sola dönüsler, silahla esas durus, rahat vs. türü bir egitimden sonra 10 dakika mola. Bu esnada yagmur yagmaya basliyor, hava da son derece soguk. Nasil nisan alinir (göz-gez-arpacigin üst silme noktasindan hedefin alt kenar orta noktasina giden dogru), tüfegin isleme prensipleri, sabit ve hareketli hedeflerde nelere dikkat edilmeli, nisan hatalari ögretilen konular. Sonrasinda nisan provasi yapiyoruz, arada bir mola daha var. 1145 gibi silahlari bir sundurma altinda catiyoruz. Hem yagmur, hem soguk herkes üsüdü. Askerin iyi yanlarindan biri bu baskalarinin neler cektigini hissetme hali. Biz iki saat üsüdük, üstümüz basimiz camur oldu, baskalari bu havada dag tas yürüyorlar. 1205’e kadar istirahat verdiler, sonrasinda uygun adim yemekhâneye.

Ögle yemegi iyiydi (mercimek corbasi, sehriyeli pilav, tavuk, mandalina). Askerde, hele de 21 gün yapilan askerlikte bence dikkat edilmesi gereken konulardan biri kilo almamak. Haliyle normal bir askerin fiziksel eforunu sarfetmiyoruz biz, cok cok yaptigimiz günde 1-2 km uygun adim yürümedir. Fakat yemekler fena degil, yemeyenlerinkini de yemeye merakliysan 21 gün icinde göbeklenip dönmek isten bile degil.



Bu nedenle zaten son bir hafta aksam yemegi yemeyi birakacagim.

Neyse, ögleden sonra 3 köse teskil nisan talimi. Ne oldugunu uzun uzun anlatmayayim, fakat olay su: Bizim atis yapacagimiz tüfeklerin gez ve arpacik ayarlari bozuk. Dolayisiyla istedigin kadar keskin nisanci ol, tam nisan aldigin yeri vuramiyorsun. Ve gene dolayisiyla ileride atis da yaparken önemli olan nisan aldigin yeri vurmaktan ziyade bütün atislarinda hep ayni noktayi vurmak. Cünkü bu aslinda hep dogru nisan aliyorsun demek.

3 köse teskile gelince. Burada atici yatarak nisan aliyor, bir arkadasi da 15m ileride bir kasaya yerlestirilmis kâgitta nisan aldigi yeri isaretliyor. Sonra isareti bozuyor, sen (atici) nisan alarak tekrar ayni yeri isaretletmeye calisiyorsun. “3 köse” tabiri de bunu üc defa yapiyor olmandan geliyor. Sonuc itibariyle kâgit üzerinde 3 tane isaretlenmis nokta oluyor, bu üc nokta birbirlerine ne kadar yakinsa, yani teskil edilen ücgen ne kadar kücükse o kadar iyi nisancisin demektir....mi? Degil tabii, cünkü takim calismasinin yapildigi her iste oldugu üzere burada da takim arkadasinin kâgidi oynatip oynatmadigi, dogru yeri isaretleyip isaretlemedigi gibi unsurlar senin göstergeni olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Neyse, ögleden sonra da arada yarim saatlik bir mola disinda böyle gecti.

1630’da uygun adim koguslara geldik, tabii camur nedeniyle binaya girmeden önce hortumla ayakkabi temizlemek gerekti. 1730’da yemekhâne önünde ictima. Burada bir kere daha askerde 1 kisi yüzünden sistemin nasil aksadiginin örnegini bir bölük, yani yaklasik 250 kisi yarim saat 3 kisiyi bekleyerek yasadik. 3 kisi 1730’da yemekhâne önüne gelmeyi beceremedigi icin 250 kisi yarim saat sogukta ayakta dikildi. Kendilerine elbette sevgilerimizi ilettik tesrif ettiklerinde.

Aksam yemeginde corba, haslanmis, salcali patates, pilav ve cikolatali puding vardi. Haliyle yemeyenlerin pudinglerini yüklenen arkadaslar bayagi mutlu ayrildilar yemekhâneden. Akabinde 1930’da komutan saati var, o zamana kadar serbestiz, arada ben internete gittim.

Burdur tipik bir Anadolu sehri demistim. Tipik Anadolu sehirlerinin bir özellikleri de örnegin Istanbul’dan cok farkli bir ezan sesinin olmasi. Gecenin karanliginda taburun yollarinda yürürken ayni anda bir cok camiden baslayan yatsi ezani sesinin de insani son derece etkiledigini belirteyim. Büyük sehirlerde artik kalmamis, yasanmayan bir his.

Komutan saati bayagi eglenceli gecti, bunda konunun (astin üste ve üstün asta fiili taarruzu, yani saldirmasi, dövmesi vs.) yaninda konuyu isleyen uzman cavusun da kalendermesrep biri olmasinin etkisi büyüktü. Diyaloglar da bunun kaniti:

Uzman cavus sorar: Simdi mesela bir arkadasiniz benim ayagima kursun sikti, nedir bu?
Parmak kaldirip kalkan bir erin cevabi: Insanlik hali komutanim!
UC: Nasil insanlik hali yahu? Peki mesela ben bir eri dövdüm, ne oluyor?
Cevap: Hicbir sey olmuyor komutanim.

Baska bir er sorar: Komutanim mesela siz beni dövüyorsunuz, bir arkadasim araya girdi. Sizi tuttu, onun pozisyonu ne oluyor?
UC: Onun pozisyonu misyoner pozisyonu.

Baska bir soru: Komutanim mesela burada 2000 kisi (bütün dövizli askerler) size saldirdik, ne oluyor?
UC: Vallahi dün gece rüyamda gördüm bunu (Kahkahalar). Topluca keserler biletinizi, yapayim, arada kaynarim diye bir sey yok askerde. Yahu arkadaslar, hep mi ben yiyorum sopayi? (Kahkahalar)

Bir gün önceki komutanlik saatinde andi tekrar ederken yanlis okuyan birine cavus “firlama!” dedi diye adam kalkip “ne hakkin var küfretmeye” falan demisti. Isin ilginc yani, bir taraftan hakli, fakat diger taraftan bu tarz adamlara karsi genel cogunlugun askerin yaninda yer almasi. Dolayisiyla 21 gün boyunca hanimevlatligi yapip eften püften seylerden sikayet edenlerin sürekli cogunluk tarafindan susturulduguna sahit oldum, bu cogunluga ekseriyetle ben de dâhildim, inkâr edecek degilim. 1 kisi yüzünden 1 bölügün basinin derde girdigi (cok sükür bizim basimiz derde girmedi ama sistem sonucta bu sekilde isliyor) bir ortamda önce salaklik yapip sonra azar isitince mizmiz edenlere insanin tahammülü kalmiyor hakikaten. Resmen disaridan daha soguk yemekhânede büzülmüs vaziyette üsüyerek oturmus “bitse de gitsek” diye beklerken dikkatsizligi ya da kafasizligi yüzünden sorun yaratan bir adami “firlama” demek yerine anlayincaya kadar dövmek de eminim gene ben dâhil pek cok kimsenin o anda arzuladigi bir seydi.

Neyse bu adam kalkti, “komutanim firlama ne demek, bana firlama dediler” vs. seklinde sikayete basladi. Uzman cavus gayet net karsilik verdi, “söyle bana kim ne zaman dedi, icabina bakayim”. Tabii bu kalkan adam bir sey diyemedi, böyle olunca yukarida dedigim cogunlugun sinirleri daha bir bozuldu, “adam gibi sikayet edeceksen et, bir tarafin yemiyorsa da kalkma ayaga, uzatma” türünden protestolarla oturttuk yerine.

Bu küfür, dayak konusunda birkac sey söylemek gerekirse. Dövizlilere, normal askerlere davrandiklarindan kesinlikle cok iyi davraniyorlar. Sen de kafani önüne egip cibanbasilik etmezsen basina hicbir sey gelmeden, hicbir kazaya veya hakarete ugramadan askerligini rahatca bitirirsin. “Normal” askerlere bizim önümüzde de okkali küfür ettikleri oldu. Kesinlikle hos degil, öte yandan yukarida nöbette silahiyla oynarken ates eden oglan misali hakikaten laftan anlamayan bir sürü adam var. Benim dövizli halimle bile, bizim mangada bile basimin derde girmeyecegini bilsem tekme tokat girismeyi can-i gönülden arzu ettigim bir sürü insan varken bazilarinin dayagi hakettiklerini tahmin etmek zor degil. Sahsen bu kisacik askerligimde edindigim izlenim dayak ve küfrün yari yariya gerekli-gereksiz olarak ayrilabilecegi. Yani atilan dayaklarin yarisinin gercekten gereksiz ve üstlerin laf anlatmadaki beceriksizliklerinden kaynaklandigi, ancak diger yarisinin da tekdir ile uslanmayanin hakki olan kötek oldugunu düsünüyorum.

Bu esnada bir parantez acayim, askerde kesinlikle kavga etme!. Bu basta resmen de söyleniyor, fakat istedigin kadar asabî ol, hicbir zaman sinirlenmeyeceksin ve hicbir zaman askerde kavga etmeyeceksin. Büyük suc, askerligin uzar. Arada bizde de tartismalar, tansiyonun yükseldigi anlar oldu, fakat hep araya girip bu “askerde kavga edilmez, 21 gün suradayiz, su kadar gün kaldi, basimizi belaya sokmayalim” repligi ile durumu yumusatmayi bildik.

Neyse dayak konusunu uzman cavusun sözleri ile bitirelim komutanlik saatini: “Askeriyenin yazili kanunlari var, yazili olmayan kanunlari var. Ben de adam tokatladim, tekmeledim. Burasi askeriye, canim cicimle yürümüyor isler. Adam misal askerden cikinca devlet memuru olacak, nöbette uyurken yakalamisim. Büyük suc. Mahkemeye vermem gerek, ama mahkemeye verirsem hayatiyla oynayacagim. Zaten bu durumda kendi diyor, “komutanim agzimi burnumu kir ama mahkemeye verme ne olur” diye. Mahkemeye verilince askeri cezaevine gidersin, orasi sivil cezaevi gibi degil. Askeri cezaevinde 1 ay yerine sivilde 1 yil yatarim diyenler var.

2045’te koguslarda sayim, 2130’da banyoya gittim. 2220 gibi yattim. Gece de öksürdüm bayagi.

Dayak vs. dedik, agzimizin tadi kacmadan son söz olarak bir asker fikrasi:

Er gece nöbetinde uyuyakalmis, cavus gelmis, bakmis uyuyor. Dürtmüs bir, bizimki hemen firlamis ayaga, “Allah carpsin uyumuyordum komutanim!” demis. Cavusun yaniti: “Allah carpayim diye beni gönderdi zaten!”, sonrasi malum, pata-küte...

Gün 11 - 12 Ocak 2010

0520’de kalkis, giyin vs. derken 0600’da yemekhâne önünde dizilme. Akabinde kahvalti (taze kasar, süt, sarelle, haslanmis yumurta). Bu yemekler hakkinda söylenecek bir sey de yemeyenlerin yemeklerini de alabilme durumu. Yani misal yanindaki haslanmis yumurta yemiyorsa sen rahatlikla 2-3 tane yiyebilirsin. Aksam yemeginde bizim 8 tane puding yiyen arkadasimiz vardi bu sekilde.

Neyse, 0730’da gene ictima sahasina, burada tam 1 saat ayakta dikildik. Daha önce söyledigim ve muhtemelen sonra da söyleyecegim üzere bu askerde dikilme olayi sürekli yasadigimiz bir sey. Ictima alaninda dikil, oradan uygun adim talim sahasina git dikil, gel yemekhânenin önünde dikil... Asagidaki karikatürdeki gibi olay aslinda, ne kadar önemsiz oldugunun vurgusu. Isterlerse aksama kadar dikilirsin yani.



Neyse, bundan sonra silah aldik, tabur ictima alanina gittik. Tabur komutani binbasi geldi, „yataklari yapin, tuvaletler temiz olsun vb“ ögütlerden sonra talim alanina gectik. G3’ü nasil söküp takacagimiz gösterildi. Tüfekteki parcalar pimler ile tutturulmus, bu pimleri cikararak tüfegi 6 parcaya ayiriyorsun. Sirasiyla sökülenler sarjör, aski kayisi ve dipcik, kabza ve tetik tertibati birimi, mekanizma, el kundagi, geriye de tüfegin ana gövdesi kaliyor. Bu parcalar yere bu sirayla diziliyorlar. Mekanizmanin icindeki yaya dikkat etmeli, sert bir sekilde hareket ettirilince takiliyor. Ögrenince nispeten kolay ve eglenceli bir is.

10 dakikalik bir moladan sonra 3 takimi ayiriyorlar, silahlari yere yatiriyoruz. Sonra kosturuyorlar, silahlardan uzaklasiyoruz, emir üzerine geri dönüp hizla silahlari söküp takiyoruz. Bizim takimda 2. olarak bu islemi halledince erken istirahat alan 10 kisilik gruba giriyorum, kalanlar sök-tak islemine devam ediyorlar. 1130 gibi tüfek nasil catilir ögretiliyor. 1215 gibi uygun adim yemekhâneye.

Ögle yemeginden (köylü corbasi, fasulye piyaz, alabalik kizartma) sonra internete gidiyorum. 1310’da cikip telefonla terhis günü beni garnizondan alip Antalya’ya birakacak arabayi ayarliyorum gene geldigim sirketten. 1330’da tabur ictima alaninda ictimadayiz, akabinde gene talim alanina. Ögleden sonra dagil-toplan yapiyoruz. Burada emir üzerine tipik bir „Allah Allah!“ kosusu ile dagilip gene emir üzerine toplaniyorsun. Sonrasinda gene nispeten eglenceli islerden biri ögleden önceki tüfek sökme takma isini yürüyerek ve yatarak yapma. Yürürken tüfegin parcalarini ceplerine koyuyor, palaskana yerlestiriyorsun. Tavsiyem dipcik bölümünü kayisi ile boynuna asman, cok daha rahat oluyor. 1630’a kadar bu sekilde kos, dagil, toplan, yürürken tüfek sök tak vs. Yatarak yapmanin tek kötü yani 0°C civarindaki havada yere uzanmak zorunlulugu.

Bu arada garnizonun fotografcilari da mütemadiyen geziyorlar. Molalarda silahla fotograf cektirdik. 1630’da uygun adim bölükler yöresine dönüs, 1700’de yemekhâne önünde ictima. Saglik durumum biraz daha iyi. 1730’da aksam yemegi (sehriye corbasi, yumurtali ispanak, makarna salatasi, portakal), 1930’a kadar bos. Bir arkadastan gene paracetemol aliyorum. Askere gelirken her ne kadar resmen yasak olsa da yaninda ilac getirmek gerek herhalde, özellikle kisin önemli. Daha önce de dedigim gibi koguslar soguk, soyunup giyindigin yer olan koridorlar daha da soguk. Revir saatini tabii gene kacirdim ama atesime baktirmak icin acile gidiyorum, atesim yok cikiyor neyseki. Biraz telefonla konusuyorum, sonra gene internet, ucak saatimi erkene aliyorum, cünkü 23’ü sabah terhis olacagimizi ögrendim.

1930’da yemekhânede komutan saati var gene, G3 tüfegi tanitimi, askerlik andi vs. derken geciyor. Bu iki bilgiyi sürekli ezberletmeye calisiyorlar, dediklerine göre EDOK’tan gelen komutan bunlari da sorabilirmis. 2030’da koguslarda sayim. Arada dis fircalama, postal boyama vs. derken 2100’de yatiyorum.

Gün 10 - 11 Ocak 2010

0530’da kalktim, bütün gece sürekli öksürdüm. 0600’ya kadar tras, tuvalet, giyin, yatak topla... 0630 yemekhâne önünde ictima, kahvalti (beyaz peynir, sucuklu cirpilmis yumurta, tereyagi, visne receli, cay). 0730 gibi ictima oldu, uygun adim alay ictima sahasina, Pazartesi oldugu icin. Istiklal marsi okundu, haftanin programindan bahsedildi biraz (nisancilik egitimi ve konferanslar), ve ilginc bir de olay anlatti binbasi. Nöbetteki erlerden biri silahini kurcalarken namluda mermi kaliyor. Oglan silahi arada arkadasina da dogrultmus saka yollu, sonra tetik düsürmek icin havaya cevirip tetige basinca güm tabii. Düsünmek bile istemiyor insan, arkadasina dogrultmusken tetik düsürseydi ya diye.

Bu konu normalde gazetelerde okudugumuz ve askere kizdigimiz pek cok olaya da bundan sonra farkli bakacak olmami sagliyor. Askerde gördügüm seylerden biri zaten kesinlikle normal hayatta eline silah verilmeyecek, elindeki silahin ne gibi seylere yol acabilecegini kavrayamayan sürüyle adam oldugu. Bu normal askerligini yapanlar kadar bizim grup, yani dövizle askerlikciler icin de gecerli. Dolayisiyla askerde olan bir sürü yaralanma, “arkadasini vurdu vs.” kabilinden olayin aslinda yeterli olgunluk ve zeka seviyesine ulasmamis insanlarin elinden ciktigini düsünmeye basladim.



Örnegin bu nöbetteki olayin –Allah korumus ama- kötü bittigini düsünelim. Silah arkadasinin üzerine dogruluyken tetik düsürüyor oglan, nöbet arkadasi aninda mevtâ tabii. Bu haberin gazetelere nasil yansiyacagini, hangi türlerde yorumlanacagini ve nasil tepkilere yol acacagini tahmin edebilir herkes.

Buna benzer bir olay gectigimiz ay olan ve bayagi tartisilan el bombasi olayi. Uzman cavuslardan biriyle bir mola esnasinda konustuk bu konuyu, uzman cavus da gayet makul bir sey söyledi: “niye atmamis bombayi elinden? Ben olsam atardim.”. Hakikaten erin eline pimini cekip bomba veren komutani kadar erin bombanin patlayacagini bile bile elinde tutmasi ve akabinde ölmesi ilginc bir detay. Allah rahmet eylesin tabii, kesinlikle de büyük konusmamak gerek, ama siz elinizdeki pimi cekilmis el bombasini daha fazla tutamayacaginizi bilseniz ne yaparsiniz?

Neyse, söz konusu oglan (mermiyi atan) mahkemeye verilmis, olay tabii mermiyi bosa harcadigindan ziyade yarattigi tehlike. Dolayisiyla “merakla silahi kurcalamayin!”, binbasinin verdigi tavsiye bu. Bu tavsiyesinin de “insanin basina ne gelirse ya meraktan, ya ya*aktan” özlü sözü ile altini ciziyor. Gülüsmeler...

Arada yan mangadan biri seker hastaligi nedeniyle cürük cikiyor, yani askerligi bitiriyor.

Buradan tören gecisi ile cikip tabur ictima sahasina geldik, bazi mangalar banyoya gitti, biz silah almaya. Herkes birer egitim icin tutulan G3 piyade tüfegi aldi. Tüfekler nispeten eski, 1987 üretimi. Teknolojinin kendisi 1950’li yillardan kalma. Egitim tüfegi olduklarindan biraz da bakimsizlar. Alman menseli bu “Heckler & Koch G3” tüfekleri hakkinda wikipedia’da oldukca etrafli bir sayfa var. Tüfekler lisansla Makina Kimya Endüstrisi Kurum tarafindan Türkiye’de üretilmisler. Eski vs. olmalarina ragmen bu tüfekler hâlâ standart silahlar bizim piyadelerde. Zaman zaman okudugumuz “tutukluk yapti” denen tüfekler bunlar yani. Buna ek olarak kalesnikof da kullaniliyormus doguda. Gene wikipedia’da yazdigina göre 2012’den itibaren Mehmetcik-1 adi altinda bizim ordu da gene MKE tarafindan üretilen bu tüfegin hayli modern bir modeline (Heckler & Koch 416) gececek.

Tüfegin özelliklerine gelince. Askerlik boyunca 2 seyi ezberlememiz istendi, bunlardan biri askerin andi, digeri G3 piyade tüfeginin özellikleri. Inekligimden degil, hem bu konulara meraktan, hem de can sikintisindan ezberledim. Bu konulara merakliysaniz bu arada tavsiye edecegim bir sey de kantinde satilan ve emekli topcu binbasi Hüseyin Tasyürek tarafindan yazilmis olan Askerin Bilgi Defteri. Askerlik hizmeti sirasinda ögrenilmesi gereken ne varsa var bu kitapta. Tabii 21 günler icin degil, normal askerler icin. Fakat baska yerde bu sekilde bulunulmayacak, derli toplu etrafli askeri bilgiler iceriyor. Ayrica ufak boyutu sayesinde cebe de giriyor, sagda solda beklerken cikarilip misal bizim ordumuzda nasil tanklar var veya gece taarruzu nasil olur okunabilir. Her neyse, G3’e dönelim, aklimda kaldigi kadariyla, talim alanlarinda levhalarda da bulunan bilgileri yaziyorum:

G3 7.62mm capinda, tek erin hafif ve temel muharebe silahi. Görerek ates edilen, yatik mermi yollu, sarjörle dolan, igne ile ateslenen, barut gazinin geri tepmesi ile yari otomatik veya otomatik olarak kullanilabilen temel piyade silahi.

Bu ana tanimdan sonra silahin teknik özellikleri (tesirli ve azami menzili, agirligi, merminin cikisi, otomatik atimda dakikadaki atim hizi vb.) ile kabiliyetleri (dürbün takiliyor, manevra fisegi atiyor vs.) var.

Silahlar hakkindaki en önemli iki nokta ise

a) bosta dahî olsa hicbir zaman baska birine dogrultmayacaksin
b) normal hallerde daima emniyette duracak


Tüfeklerle 0930’da egitim sahasina geldi, 45 dakikalik bir sürede tüfegin tanitiminin oldugu levha önünde bu yukaridaki bilgiler islendi. 1015 gibi silahlari talim alanindaki istasyonda biraktik ve uygun adim 19 Mayis konferans salonuna dogru yola ciktik. Bu salon 29 Ekim salonundan daha ufak, ancak daha önce de bahsettigim üzere kapali devre yayin sayesinde orada olan biteni izlemek mümkün. Bugünün konusu: Din ve laiklik. Asagidaki karikatür sanirim konferans ortamini iyi özetler.



Buradaki tavir sadece büyük salonda, yüksek rütbeli subaylarin sundugu konferanslarda yoktu, onun disinda her konferans uyumak icin bir firsat ve hakikaten askerlerin yaridan cogu (ben de kismen dâhil olmak üzere) uyuyor. Din ve laiklik konulu konferansta da degisen bir sey yoktu. Üstüne üstlük kapali devre yayin nedeniyle isiklar da sönüktü, iyice bir uyku bastirdi. Konunun islenisi da haliyle 18-20 yasindaki erin beynini yikama seviyesinde oldugu icin 15 dakika sonra baslar öne düsttü.

1215’te ciktik, yemekhâneye. Ögle yemeginde mercimek corbasi, patatesli börek, tas kebabi, cacik ve elma vardi. Ben yemedim, dogrudan internet salonuna (resmi adi bilisim merkezi) gittim. Burada toplam 60 civarinda bilgisayar var, haliyle yiginti oluyor. Biraz bahsetmek gerekirse, tipik internet kafe tarzi bir ortam. 25 kurus karsiliginda isim, bölük vb. bilgileri yazip imza atiyorsunuz. Yarim saat süreniz var, daha uzun gerekiyorsa bittikten sonra cikip tekrar siraya girmek lazim. Yukarida da dedigim gibi en hizli internet Burdur’da burada. Benim isim zaten olmadi, fakat düzenli olarak facebook vs. uyarisi yapiliyor, bu tür sayfalar yasak.

1330’da tabur ictima alaninda ictima, 1400’e kadar bekledik. 1400’te iki manga olarak banyoya gidiyoruz, ben bir gün önce yikandigim ve biraz da hasta gibi oldugum icin yikanmiyorum. Fakat bu önemli degil tabii, sen yikansan da yikanmasan da mangaca gidip bekliyorsun. Banyo sonrasi tabur ictimaya gene, 10 dakika bekliyoruz, sonra talim alanina. Burada gene tüfek egitimine devam edecegimizi saniyoruz ama yanlis.

Malzemelige gidiyoruz, elimize kazma, kürek, tokmak veriyorlar ve talim alanindaki seri barfikslerin dibini kazip sökmemizi istiyorlar. Bu sanildigi kadar kolay bir sey degil, cünkü her barfiks direginin altinda yarim metre kenara sahip bir küp seklinde beton dökülmüs. Kazmayla etrafindaki topragi kazip tokmakla betonu kirmaya calisiyoruz, 10 delikten 3-4 tanesini becerebiliyoruz. Yarin ya biz, ya da baskasi devam edecek ama bu olay askerdeki tipik “cukur kaz – doldur” olayinin bir benzeri. Askerin traktörü var, getirip baglayip cekip devirebilirler, ama hayir, “erat kazsin”. Neyse, cok sikayet etmeye lüzum yok, cünkü defalarca dedigim (ve diyecegim) üzere normal erlerle mukayese edildigimizde halimiz cok iyi. O kadar iyi ki, bizim manganin degil ama baska cavuslardan birinin “21 gün yapayim, 21 gün süründürsünler, raziyim” lafini da buraya sokusturayim.

1700 gibi yürüyerek geri geliyoruz, 1730’a kadar bekledikten sonra yemege (tavuk corbasi, etli pilav, nohut ve tursu). Yemekten sonra gene bilgisayara gidiyorum ama bu sefer dolu. Kantine gidip eldiven aliyorum bir cift, geri gelip uzaniyorum. Sagligim da bozuk, sürekli öksürüyorum, burnum akiyor ve atesim var hissindeyim. Cavusta agri kesici varmis, revir saat 5’te kapandigi icin o anda sadece acil acik. Yarin nasil olacagima göre revire gidecegim belki.

1930’da komutan saati var. Önce G3 tüfeginin tekrar yapiliyor, sonra ertesi gün Egitim ve Doktrin Komutani (EDOK) orgeneral Erdal Ceylanoglu’nun gelecegi belirtiliyor. Bu “teftise gelecekler” olayi ayni alttaki karikatür gibi.



Yani “EDOK’tan komutan geliyor, dolaplariniz düzgün olsun, üstünüze basinize ceki düzen verin, yataklariniz jilet gibi olsun...” deniyor. Bilmiyoruz ki bu EDOK’tan komutan gelmesi aslinda bir sonraki haftaya kadar atilacak. Bizim cavusun bu konudaki yorumu da “onlar derler öyle de, koskoca orgeneral gelip senin dolabina mi bakacak?”. Neyse, soru- cevap fasli da var, ondan sonra 2100’de koguslarda sayim. Akabinde dis fircalama vs. bir arkadastan buldugum paracetemol’ü yutup yatiyorum. 2400-0200 nöbetim var. 2345 gibi benden önceki arkadas kaldiriyor, nöbetten sonra tras olup postallarimi boyuyorum. Saat 0220 gibi tekrar yatiyorum.

Gün 8&9 - 9&10 Ocak 2010 - Burdur'da ilk haftasonu

Burdur tipik bir Anadolu sehri. Büyük ölcüde askeriye sayesinde servis sektörüne bagimli halde hizmet veriyor. Demirel’in kariyeri Burdur’un komsusu Isparta’ya yaramis deniyor hep. Ben Isparta’ya da gittim, lâkin o kadar fahis bir fark görmedim. Cuma günü Burdur müzelerini gezdik ailece. Tas Oda’ya, Bâki Bey Konagi’na gittik. Tas Oda’daki müze görevlisi son derece canayakin ve misafirperverdi. Ayrica burada Burdur yakinlarinda bulunan mamut kemikleri de sergileniyor, gayet ilgi cekici. Burdur’un bir de müzesi var, ona önümüzdeki haftasonu gidecegim.

"Burdur'un kültürel ve turistik nesi var?" diye merak ediyorsaniz Kültür ve Turizm Bakanligi'nin Burdur sayfasi gayet derli toplu bilgli iceriyor.

Ulu Camii etrafinda kurulan pazari gezdik. Burasi da büyük sehir cocuklarinin hayatlarinda pek göremeyecekleri tipik bir Anadolu pazari. Burdur’un bu bölümü ve Ulu Cami’nin arkasindan inilip cay gecilince girilen Demirkazik mahallesi bozulmamis, biraz iyimser bir bakisla 100 yildir degismemis bile denebilir, zaten SIT alani ilan edilmis. Cuma gününün ikinci yarisi bu saydigim yerleri yaya bir sekilde yürüyerek gecti.

Cumartesi nispeten sakindi, otele gelen bir tur sirketi Burdur cevresindeki görülmeye deger yerlere kafa basi yanlis hatirlamiyorsam 60 YTL’ye tur düzenledi. Ben tabii örnek asker, inzibat gelir de bulamazsa vs. diye katilmadigimla kaldim, sonra da pisman oldum. Inzibat hikâyesi cünkü apayri bir sekilde basimizi yakiyordu. Cumartesi günü Burdur’da kitapci aradim. Maalesef sehrin bence önemli eksikliklerinden biri iyi ve büyük kitapci. Ilk etapta bulabildigim daha ziyâde kirtasiyelerin cok az sayida kitap da satmalari oldu. Sonra sora sora iki tane ufak kitapci buldum: Öykü Kitabevi ve Eylül Kitabevi. Öykü kitabevinin daha sahafimsi bir havasi var. Oralarda 2 saate yakin vakit gecirebildim, bayagi da kitap aldim. Kültürel bir diger etkinlik sinema, Burdur’da Oscar sinemalari var.

Burdur’un benim gördügüm ve cok hosuma giden bir özelligi de kadinlarin is hayatinda fazlasiyla etkin olmalari. Dükkanlarda calisanlar sürekli kadinlar, gayet misafirperverler. Kadinlarin “ev hapsinde olmamasi” sehrin hem ekonomisini eminim cok olumlu etkileyen bir unsur, hem de cehresini son derece degistiriyor.

Kis mevsiminde Burdur’un olumsuz yanlarindan biri muhakkak havasi. Belediye’nin dogal gazi tavsiye etmesine ragmen hâlâ pek cok yerde –kötü kalite- kömür yakiliyor. Cuma ve Cumartesi aksamlari hava bogazimizi yakacak derecede kötüydü, dolayisiyla bilhassa rüzgâr olmayan günlerde, hele gecelerde cikip da bir dolasmak pek mümkün degil.

Pazar günü ögle saatinde annemleri yolcu ettim, 1700’de nizamiyeden girmis olmam gerek. Yarim saat bir internetcide gazete okudum. Bu arada internet demisken, ben bu asamada henüz askeriyede bizim de kullanabilecegimiz bir internet salonu oldugunu bilmiyorum. Sonradan ögrenecegim, bir daha da Burdur’da baglanmayacagim, cünkü Burdur’un en hizli internet baglantisi tartismasiz kisladaki baglanti.

1330’da Yahsi Bati’ya girdim sinemada, pek begenmedim. Belalti vs. olmasindan ziyade espriler zorlama geldi. 1600 gibi nizamiye kapisindan girdim, kontrol edildim, yanimda ilac vs. getirdim mi diye. Kogusa gidis, sivil kiyafetleri cikar, arada telefon karti al darken 1800’de ictima oldu, yemegi carsida yemis oldugu icin istemeyenler ayrildilar. Aksam yemeginde yayla corbasi, türlü, soguk makarna salatasi ve mantalina vardi. 1900’da bavullari topladik, depoya götürdük, 1930’da yatip kitap okudum, 2100 gibi de uyudum. Öksürüyorum, burnum akiyor.

Gün 7 - 8 Ocak 2010 Yemin Töreni

Tören sabahi kogus nöbeti var benim, 0200-0400 arasi, berbat bir saat haliyle. En güzel nöbetler ya 2000-2200 ya da 0400-0600, yani uykuyu fazla bölmeyen nöbetler. Haliyle üniformayi da giyip cikarmak gerekiyor 2 saat icin. Neyse 0145 gibi benden önceki arkadas kaldirdi nöbete. Daha önce de vurgulamisimdir, bize cok iyi davraniyorlar diye. Örnegin ben 0200-0300 arasinda yanimda getirdigim bir kitabi okudum, nöbetin yarisi öyle, yarisi da karsi kogusun nöbetcisi ile muhabbet ederek gecti. 0350 gibi benden sonraki arkadasi kaldirdim, kendim tras olmaya gittim, 0420 gibi gene yattim. Bir saat uyudum, uyumadim, kalktim tabii gene. 0615’te yemekhâne önünde ictima, 0630’da kahvalti (peynir, 6-7 zeytin, kutu sarellemsi bir cikolotali krem, haslama sosis ve cay). 0715’te ictima gene, herkesin kiyafetine, sacina sakalina bakiyorlar. Postallar boyali mi diye kontrol ediliyor, ne de olsa tören günü. 0830’a kadar herkese izin verdiler, üstümüzü basimizi düzeltelim diye. Asagidaki gibi bir sey olmasin yani:



Bu arada bugüne kadar sürekli bir tehdit “yemekhânede yemin etme”, askerde asagilayici bir olay anlasilan. Mütemadiyen yürüyemeyenlere, uygun adimi beceremeyenlere vs. Söyleniyor. Herkes tören alaninda sasaali bir sekilde and icerken sen yemekhânede basinda bir subay catal kasiga yemek edeceksin. Yani 21 gün askerlik icin pek kimsenin umurunda olmasa da hos da bir sey degil. Öte yandan asagida da okuyacaksiniz, yemekhânede yemin ettirdiler bize en sonunda, orasi da ayri bir ironi.

Tören alanina yola cikmadan “cesaret edemeyen, ben yapamayacagim diyen vs. var mi?” diye soruldu ve ilginc bir sekilde bizim mangadan da 2 kisi olmak üzere yaklasik 10 kisi cikti. Bu arkadaslari kenara cektiler ve bölük binasinin yaninda bir masa üzerinde ayrica yemin ettirdiler. Yazik tabii, 21 gün de olsa tören alanini tecrübesi güzel ve yasanmasi gereken bir sey. Bizler her ne kadar “savas cikarsa kadinlardan önce askere alinacaklar” kategorisinde olsak da tören ortami eminim herkesi etkilemistir.

0930’da uygun adim gören sahasina yürütük, 1000-1100 arasinda da tören vardi. Bizim ülkedeki askere olan duygusal bagimlilik olgusu yillarini yurtdisinda gecirmis ve sivil-asker ayirimini cok farkli bir sekilde izlemisler icin son derece etkileyici ve sasirtici. Biz böyle ictima alanindan ciktik, takim olarak yürüyoruz 4 manga, uygun adim, yürürken de avazimiz ciktigi kadar bagiriyoruz “vatan sana canim feda vs.” diye. Kislanin ici, bilhassa tören sahasi tarafi sivil kayniyor, törene gelenler. Bizim gelisimiz duyulunca bir sürü tanimadigimiz insan yol kenarina üsüsüyor, ellerinde fotograf makineleri, kameralar bizi cekiyorlar. Zannederim ne kadar “sivil” kafali olsa da insan, öyle bir ortamda etkilenmemesi mümkün degil. Hani biraz daha verseler coskuyu “ilk emirle savasa” deseler kimse “ben gitmem” demeyecek.

Tören alaninda siramiza giriyoruz. Sira tabii provalardan da belli oldugu icin anne-babama stratejik olarak beni görebilecekleri tribün yerlerini söyledim. Bakiniyorum bayagi ama göremiyorum onlari. Bando takimi giriyor, pesinden tören alayi. Bizim cavus da tören alayinda, zaten bir gün önceden tören kiyafetini cikarmisti. Bando takimi hakkinda söyleyecegim sey trompetlerin maalesef biraz catlak ses verdikleri, ki bence törenin tek olumsuz yani da buydu. Akabinde alayin bagli oldugu tugayin komutani tuggeneral geliyor, törendeki en rütbeli asker o. Sirasiyla bütün tribünlerin önünden gecip el salliyor, zaten sonra bir defa daha sahit olacagimiz üzere gayet pozitif biri, en azindan biraktigi izlenim öyle. Tören hakkinda cavusumuz “veriyorlar damardan, kimsenin gözü kuru kalmiyor!” demisti, hakikaten öyle. Son derece icli bir sesle Canakkale savasindan mektuplasmalar, kahramanlik destanlari... Sancagin girisi, cikisi. Arada 117. dahte döneminden ilk kayit olan er ile 331. dönemin ilk erine bu kadar hevesle askere kostuklari icin ufak hediyeler veriliyor ve onlar adina alayin yas kütügüne plaket cakiliyor. Dahte temsilcisi ile “normal” er biraz “baba-ogul” kivaminda gözüküyorlar aralarindaki yas farki nedeniyle ama olsun...

Gelelim and icme kismina, ki bizim törende asil hadise buydu. Normalde cikiyorsun sira sira, masanin yanina geliyorsun, komut üzerine selam veriyorsun, masaya dönüyorsun, “silah ve arkadas tut” emri üzerine hafif öne egilip bir elini bayrak serili, üzerinde silah catilmis olan masaya, digerini önündeki arkadasinin beline koyuyorsun. Bu konumda tabur komutani binbasinin mikrofondan okudugu andi bagira bagira tekrar ediyorsun. Birkac gün önce askerin andini herkese basili olarak dagittiklarindan hâlâ ezberimde (her satir ayri ayri bagiriliyor):

Barista ve savasta
Karada
Denizde ve havada
Her zaman ve her yerde
Milletime ve cumhuriyetime
Dogruluk ve muhabbetle hizmet
Ve kanunlara
Ve nizamlara
Ve amirlerime itaat edecegime
Ve askerligin namusunu
Türk sancaginin sânini
Canimdan aziz bilip
Icabinda vatan
Cumhuriyet
Ve vazife ugrunda
Seve seve
Hayatimi feda eyleyecegime
Namusum üzerine
And icerim.

Askerin andi bu. Tören alaninin arkasinda zaten böyle 20m’lik kocaman bir tabelada da yaziyor. Fakat nasil olduysa bizim binbasi bu andi okurken, daha dogrusu muhtemelen ezberden söylerken “namusum üzerine” kismini atladi, “…feda eyleyecegime and icerim” diye söyledi, biz de tekrar ettik. Yani biz askerlik andimizi namusumuz üzerine degil, öylesine ictik. Baskalari askerlik andini tutmazlarsa “namussuz” olacaklar, bize bir sey olmayacak :o)

Bu haliyle isin girgiri, kimse bozuntuya vermedi, o sekilde uygun adim sirayla yerimize döndük. Tabii o kadar önemli degil saniyoruz, fakat cok önemliymis. Tören bitti yemin kismindan sonra, daha once defalarca prova ettigimiz üzere yürüyerek ciktik tören sahasindan, gene etrafta insanlar dolu. Ilk defa babami görebildim.

Biz yemin töreni bitti, ögleden sonra izinliyiz diye hülyalara dalmaya hazirlanirken bizi manga manga uygun adim yemekhâneye soktular. Yemekhânede masalar birlestirildi, üzerlerine tüfekler konuldu, üstegmen geldi, bagira bagira tekrar okudu andi, biz de ayni yemini bir kere daha, bu sefer namusumuz üzerine ettik. Yani bizi 1 hafta “bakin sonra yemekhânede yemin edersiniz haaaa!” diye korkuttular, en sonunda basimiza geldi.

Isin ilginc bir yani terhisten birkac gün önce aldigimiz tören videosunu evde seyredince cikti. Tören videosu montajlanmis ve biz de gayet güzel bir sekilde namusumuz üzerine yemin etmisiz tören alaninda.

Her neyse, bu fasildan sonra evci cikacaklar, yani Cuma öglen-Pazar aksam arasinda disarida kalacaklar ictima alaninda ayrildilar. Koguslara ciktik, sivil kiyafetleri giydik, bavullari kogusta birakiyoruz. Carsi kâgidimizi aldik, nizamiyenin girisine. Orada “veli” ile birlikte bir de evci kâgidi imzalaniyor, akabinde ilk nizamiyeden cikisi Cuma günü ögle saatlerinde gerceklestirdim. Gectigimiz Cumartesi araba ile Antalya’dan dogrudan nizamiye kapisina geldigimden Burdur’u ilk defa görecegim bu haftasonu.

Wednesday, 3 February 2010

Gün 6 - 7 Ocak 2010

0530’da kalkis ve tras. Bu defa kafayi da kaziyorum. Bilenler bilirler, askerde kafa kazimak yasak, kafa kazimaktan gectim, 3 numara bile yasak. Uzman cavuslardan biri bu hâlimi görünce zaten söylüyor, ben de „hep böyleyim“ diyorum, ki yalan degil. O da „demeyesin dönünce Y. uzman benim askerde kafami cascavlak etti!“ diye karsilik veriyor saka yollu. Yasak olmasinin nedeni sonradan ögrendigim üzere eskiden kafa kazitmanin bir ceza uygulamasi olmasi. Neyse, akabinda standart prosedür, yemekhâne önünde sayim, kahvalti (kutu visne receli, kutu beyaz peynir, 5-6 zeytin, cay). 0730’da ictima alanina geliyoruz, tam 1 saat ayakta bekliyoruz. Askerde zaten herhalde hesaplamis olsam 21 günün rahat bir haftasi bekleyerek gecmistir. Bekleye bekleye gelecegimiz yer de 0830’daki mintika temizligi.

0900’a dogru gene alay tören alanina uygun adim, 1130’a kadar tören provasi. Bugün artik son gün oldugu icin tam anlamiyla gören prova ediliyor, yani masalar gelmis, örtülü, silahlar dizilmis vs. Sirasiyla 3 defa komutanin önünden geciyoruz, arada adimlari uyduramayanlarin manga numaralarini alip yerlerini degistiriyorlar. Sirada beklerken yapacak bir sey yok tabii, kisik sesle muhabbet ediyoruz. 1140’ta buradan cikip gene uygun adim tabur ictima alanina, 1220’ye kadar serbestiz, 1230’da da ögle yemegi (tavuk corbasi, nohutlu pilav ve mandalina).

1315’te ictima, 1400’e kadar gene ayakta dikiliyoruz, sonra –evet nasil da bildiniz?- tekrar uygun adim gören alanina. Bu sefer tabur degil, alay komutani geliyor ve tören bir defa daha bastan sona prova ediliyor. 2 defa yemin provasi yaptik, 3-4 defa yürüyüs provasi. Numaralari alinanlar ictimada ayri bir grup olusturmuslardi, onlari baska bir yere, arka siralara dagitiyorlar. Alay komutani da bazi degisiklikler yapiyor. 1640’ta prova bitiyor, oradan bavullari biraktigimiz depoya gidiyoruz, bavullari aliyoruz, 1700’de bavullarla birlikte kogustayiz. Normalde carsi izni sadece hafta sonu, fakat yemin töreni oldugu icin Cuma ögleden sonrayi da katiyorlar bu hafta. Bavullari Persembe’den alisimiz o yüzden.

1730’da aksam yemegi (corba, tas kebabi benzeri bir yemek, kafa basi 60g paketlenmis tahin helvasi – tabii yemeyenlerinkini toparlayanlar icin gecerli degil bu miktar). 1930 ictimaya kadar kogustayiz, hafif siyasi muhabbet dönüyor ama bizim karsi kogus gibi degil. Bu koguslar arasindaki farklar ilginc, bizim kogus,daha ziyade tavuklardan olusuyor, saat 2100, bilemediniz 2200 gibi yatiyorduk. Karsidaki kogus ise her gece, ama cidden her gece Türkiye’yi kurtariyordu, en az saat 1-2, artik muhabbetin siddetine göre.

Neyse 1930 gene ictima, akabinde yemekhânede komutan saati. Girdikten biraz sonra belirli isimler okunuyor, arada benim de ismim var, “nedir ne oluyoruz?” derken disari cikiyoruz. Megerse kötü bir sey degilmis, bütün yüksek lisans ve doktora sahibi askerleri toplamislar. Tugay komutanligina gittik, orada isim, soyad, üniversite, meslek vs. kaydi yapildi, herhalde gün olur, ihtiyac olur diye. Planlamadan sorumlu kidemli üstcavus ile biraz sohbet etme imkâni bulduk. Bu asamada askerin “her isini kendi yapmasi” durumu da tekrar kendini gösterdi. Mesela bu üstcavus topcu, topculuk konusunda gayet bilgili ve becerikli, fakat isi planlama. Dahte’lerin bütün egitim programlarini, 3 haftalik plani o yapiyor. Sonucta güzel bir deneyimdi, en azindan cevre edinmek acisindan.

Cikista direk kogusa geldik, 2130 gibi tekrar bir banyoya gittik. Erken gittik tabii ilk turda girebilmek icin ama yarim saat kapida bekledik sirada, 2200’de acildigi icin. Öte yandan sonradan bunun gerekli olmadigini da ögrenecegiz, 2230 gibi gitmek aslinda daha mantikli, ilk yiginti yikanmis cikmis oluyor, rahat rahat isini görüyor insan. Neyse bizde gene sol duslarin hepsi cavus vs. tarafindan tutulmustu. Ilk girdigim kabinde musluktan sicak su gelmedi, ciktim, baska birine kapagi attim, orada geldi de yikanabildim. Akabinde biraz telefonla konusma, biraz gazete okuma derken saat 2315 gibi yatis.

Tuesday, 2 February 2010

Gün 5 - 6 Ocak 2010

Saat 0530’da, normalden 45’ önce kalkis. 0645’te yemekhâne önünde ictima ve akabinde kahvalti (kasar, tereyagi, bal, süt ve gofret). 0720’de tabur ictima alaninda toplanma, 0730’da her zaman oldugu gibi mintika temizligi. Akabinde talim alanina uygun adim mars. Tekrar tören talimlerine devam, iste düz gecis, protokole gelmeden beyaz flama hizasinda eller öndekinin omuz hizasina kalkarak sallanmaya baslanacak, kirmizi flamadan itibaren diger kirmizi flamaya kadar kafalarla komutan takip edilecek vs. Ayrica bu sefer masada ant provasi da yapildi. 0840’tan 0900’a kadar 20 dakika cay ve ihtiyac molasi verildi. Böyle hep cay molasi yaziyorum, „caylar sirketten“ degil tabii, bardagi 25 kurus. Parasindan ziyade ilerleyen günlerde bardak bulunmamasi, su siselerinin bicakla kesilip alt yarilarinin bardak olarak kullanilmasi türü dertler ortaya cikacak.

Neyse, 0900’da tekrar toplandik, uygun adim alay ictimaya, yani tören sahasinda büyük prova yapacagiz. Bütün takimlar, bölükler sira sira dizili... Bize gene de sira gelmedi. Saat 1000 gibi bizim ve bizden önceki mangayi alarak mecburi banyoya götürdüler. 1030’da banyoya geldik ama biz tabii dün aksam geldigimiz icin kapida beklemekten baska bir sey yapmadik. 1130’da tören alanina döndük, tekrar siraya girdik. Protokolde bölük komutani duruyor, biz de sürekli önünden geciyoruz. 4 sira uygun adim gecerken protokole en yakin siranin ileri bakmasi, diger üc siraninsa kafalari cevirerek komutani takip etmesi bazilarina cok zor geliyor anlasilan ki bölük komutani resmen zivanadan cikti. Durdugu yerde avazi ciktigi kadar bagiriyor, „bana bak banaaa!“ ya da ilk sirada da bakan birine „ne bakiyorsun?!“ diye. Neyse bu sekilde önünden gecip alanin yan girislerinden birinden tekrar girdik, ikinci defa gectik, zaten ögle yemegi vakti oldu.

Ögle yemeginde arpa corbasi, ispanak, bulgur pilavi ve kafa basi 6 tane ufak tulumba tatlisi var. 1330’da ictimaya kadar bosuz sonrasinda. Ictima sonrasinda –evet bildiniz– tekrar alay tören sahasina, 1400-1600 arasi tören provasi. Uygun adim atamayanlar arka siralara, gözden irak konumlara aliniyorlar, yerleri degistiriliyor vs. 1600’da konferans salonuna geciyoruz, alay komutani kurmay yarbay C.Ö 45 dakikalik bir konusma yapiyor. Cikista hava kararmis, biz tabii acemi askerler olarak herkes karman corman bir halde bölügünü ariyor. Neyse bir sekilde bagiris cagiris bulduk, 1800’de aksam yemegi, 1930’a kadar gene serbest. 1930’da ictima, yemekhânede komutan saati. Konusulan konular ast-üst nedir, amir kime demir vs.

Sonrasinda gene klâsik temizlik, postal boyama vs. Yarim saat de telefon görüsmeleri ile geciyor, 2200 gibi yatiyorum.